Söylerken Bir Kez Daha Düşünün!

Çocuklarımız için en iyisini yapmaya, onları en güzel şekilde geleceğe hazırlamaya çalışıyoruz. Ancak onları motive etmek, cesaretlendirmek için kullandığımız söylemler bazen hiç de beklemediğimiz sonuçlar doğuruyor. Tamamen iyi niyetle ve olumlu amaçlarla kullandığımız bu söylemler onlarda farklı düşünceler uyandırıyor olabilir mi?

Süpersin! Harikasın! Müthiş yapmışsın!

Çocuk bize legolardan yaptığı bir oyuncağı, çizdiği bir resmi ya da oynadığı bir oyunu gösterdiğinde verdiğimiz ilk tepki ona övgüler yağdırmak oluyor. Belki de sadece kendimiz o yaşlarda yeterince övgü almadığımızdan çocuğumuzun bu eksiklikle büyümesini istemiyor ve övgüyle daha iyisini yapsın diye onu teşvik ettiğimizi düşünüyoruz. Ancak durum hiç de sandığımız gibi değil. Olumlu da olsa bu durumlarda bir yargıda bulunuyoruz ve bu yargıların, etiketlerin de en  az olumsuzlar kadar çocuk üzerinde bir etkisi var. Sürekli yapılan övgüler çocukta performans kaygısının oluşmasına, sonuç odaklılığa ve uzun vadede vazgeçmelere neden oluyor. Peki, çocuğun asıl beklediği ne? Çocuk her ne yaparsa yapsın ebeveyninin dikkatini çekmeyi amaçlar. Bize çizdiği bir resmi gösterdiğinde onu incelememizi, ona yeterli dikkati vermemizi ister. Biz ona sadece “çok güzel yapmışsın aferin” dediğimizde ise, “ne yaptığımı umursamadı bile” diye düşünür. Halbuki ne kadar da masumca güzel yaptığını ifade etmiştik. Çocuğu teşvik edecek, cesaretlendirecek en önemlisi de mutlu edecek söylem; detayları gören bir söylemdir.

Çizdiğin evlerin biri büyük diğeri küçük, küçük olan ev kimin çok merak ettim. Bu küçük ev bana kendi çocukluğumdaki evimizi hatırlattı. Evin pencerelerini de yapmışsın, detayları unutmamışsın.

Bu tip bir söylem sonuca değil sürece odaklanır ve yapılan betimlemeler çocuğun performansına değil, ortaya çıkardığı ürüne aittir. Çocuk mutlu olur ve ailem beni önemsiyor diye düşünür.

Bunda ağlanacak bir şey yok!

Ağlamak bize çok basit bir eylem gibi görünse de vücut için inanılmaz etkileri olan fizyolojik bir durumdur. Ağladığımız zaman stres yaşadığımızda salgılanan kortizol hormonu vücuttan dışarı atılır ve vücudu yatıştıran, mutluluk hormonu diye bilinen endorfin salgılanır. Böylece vücut rahatlar ve sakinleşiriz. Bu kadar iyiyse ağlamak biz neden bu kadar korkuyoruz ya da utanıyoruz ağlamaktan? Çocuğumuz ağladığında da kendi korkularımızın da etkisiyle hemen bir çare bulmaya ve onu sakinleştirmeye çalışıyoruz. Ya asıl ihtiyaç duyduğu yaşadığı stresi vücudundan atmak ve yanında olmamız ise? Ağlamasın diye dikkatini dağıttığımızda problemleri halının altına süpürmüş olmaz mıyız?

Senin için zor bir durum, seni anlıyorum. Yaşadığın hayal kırıklığı ve kendini çaresiz hissediyor
olabilirsin, istediğin kadar ağla, ben yanındayım.

Bu yaklaşım, çocuğu hissettiklerinin ve vücut tepkilerinin gerçek olduğuna inandırır, bu da onun hislerine güvenmesini ve vücut tepkilerinin öğrenmesine yardımcı olur. Ağlamak, iyileştiricidir, utanılacak ya da kaçılacak bir durum değildir.

Odana git ve yaptığını düşün!

Son birkaç yıldır doğru olduğunu düşünüp edindiğimiz bir davranış türü. Çocuğa uyguladığımız psikolojik baskının farkında olmadan onu başa çıkamadığı duygularıyla baş başa bırakıyoruz. Erken çocukluk döneminde beynin ön kısmı (frontal lob) henüz gelişmediği için çocuk neden-sonuç ilişkisi kurma ve davranışlarına dışarıdan bakma becerisi geliştiremez. Biz onu odasına o yoğun duygularla gönderdiğimizde çocuk reddedildiğini, yalnız kalmayı hak ettiğini düşünür ve benlik algısı bu durumdan maalesef olumsuz etkilenir. Çocuğun davranışı ne kadar kötü olursa olsun, o davranış sonucunda onun yanında olmamız ve onunla fiziksel temasta bulunmamız çocuk için çok kıymetlidir. Her koşulda yanında ebeveyninin olduğunu gören çocuk değerli olduğunu, koşulsuz sevildiğini düşünür.

Şu an çok öfkelisin, problemin ne olduğunu merak ediyorum. Bütün oyuncaklarını dağıtmışsın ve sanırım bazıları da duvara fırlattığın için kırılmış. Sakinleşmen için sana yardımcı olabilirim. Sonra da kırılan oyuncaklarını beraber tamir edebilir miyiz ona bakalım.

Bu yaklaşım, çocuğun sakinleşmesi için adım atmasına yardımcı olur. Bu esnada onun sakinleşmesi için fiziksel egzersizlerden yararlanabilirsiniz. Aşağıdaki hareketleri oyun oynayarak 15’er saniye yapabilir ve çocuğunuzun sakinleşmesine yardımcı olabilirsiniz.Söylerken Bir Kez Daha Düşünün!

FİZİKSEL HAREKETLER, ÇOCUĞUN ÖFKENİN YOĞUNLUĞUNDAN KURTULMASINA VE MANTIKLI DÜŞÜNME AŞAMASINA GEÇMESİNE YARDIMCI OLUR. AYNI ZAMANDA BU HAREKETLERİ SAKİNLEŞMEK AMAÇLI KULLANABİLECEĞİ BİR BECERİ OLARAK DA  KULLANABİLİR.

(Görsel “pavlovspartner” sayfasından alınmıştır.)

 

Uzm. Kli. Psk. Gonca BAĞLAR YILMAZ